localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)

Kayyum Halkı Temsil Edemez

e-Posta Yazdır PDF

Ohal kapsamında yayınlanan 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile Türkiye genelinde 2'si il olmak üzere 28 belediyeye kayyum atandı. Hiç bir demokratik yönetimde karşılığı olmayan kayyumlar yerel halkın seçtiği yöneticiler yerine, yerel yönetimlerde tek karar mercii olacak. Halkın yerel talep ve dinamiklerinden uzak merkezden atanan kayyumlar halkı temsil edemez. Şayet seçilen yerel yöneticilerin yönetemediğine, yönetim mekanizmasının iflas ettiğine kanaat getirilse, seçilmiş insanların gitmesinin yegane ve tek yolu yine seçimdir. Merkezden bir yöneticinin atanması demokratik seçme ve seçilme hakkının alenen ihlal edilmesidir.

Siyasal iktidarın aldığı bu kararla yerel yönetimlerin hiç bir özerk ve mahalli olma özelliği kalmamıştır. Türkiye’nin 21 Kasım 1988 yılında imzaladığı ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ kapsamında öngürülen yerel yönetimlere esneklik sağlanması ve yerel yönetimlerin merkez müdahalesinden korunması ilkeleri hükümetin aldığı bu kararla askına alınmıştır. Ayrıca Şartın 4. Maddesinde yer alan ‘’kamusal sorumluluklar –genellikle ve tercihen- vatandaşa en yakın olan makamlar tarafından kullanılır’’. İlkesi kapsamında vurgulanan yerinden yönetim ve yerindelik ilkesi de bertaraf edilmiştir.

Hiçbir hukuki ve meşru dayanağı olmayan merkezden atanan halkın yerel dinamiklerinden ve yerindelik ilkesinden uzak olan kayyum atama uygulaması bir an önce durdurulmalıdır. Belediyelerin yönetimi meşru ve hukuki seçimlerle halk tarafından seçilen yöneticilere bırakılmalıdır.

İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:52 Devamını oku...
 

Altanları ve diğer gazetecileri serbest bırakın!

e-Posta Yazdır PDF

Şahin Alpay, Nazlı Ilıcak ve Aslı Erdoğan’ın aralarında bulunduğu çok sayıda gazeteci ve yazarın gözaltına alınmasından sonra Ahmet Altan ve Mehmet Altan’ın gözaltına alınmaları, basın özgürlüğü ve hukuk devleti ilkelerinde bir başka yara açarak tarihteki yerini aldı. Gazeteciliği suç olarak görmek, televizyon programında subliminal mesaj verildiğini iddia etmek ya da en temel insan haklarını çiğneyerek gözaltı kararı alıp bayram tatiline çıkarak karara itiraz edilmesini de engellemek, elbette ileri demokrasilerde görülemez. 
İHGD olarak, yetkilileri derhal gözaltında tutulan tüm gazeteci, yazar, çizer ve düşünen insanları serbest bırakmaya davet ediyoruz. Hiçbir düşünen insan, salt düşüncelerinden ve ifadelerinden ötürü cezaevine konulmamalıdır. 
İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:50 Devamını oku...
 

MÜNİP ERMİŞ YALNIZ DEĞİLDİR

e-Posta Yazdır PDF

Antalya  Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 8 Eylül günü 25 avukat hakkında verdiği  gözaltı kararı ile 22 avukat  Antalya’da polis tarafından gözaltına alınmıştır . Gözaltına alınan avukatlar arasında Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkan Yardımcısı ve Antalya Barosu üyesi Avukat Münip Ermiş de bulunmaktadır.  Ermiş’in evi ve ofisinde 25 avukat için çıkarılan arama emri kapsamında arama yapılmıştır. Abdullah Selen, Hakan Evcin, Adnan Taşkın, Ali Önal, Arif Usta, Ammar Yılmaz, Burak Can, Enes Tokgöz, Erdal Taş, Erkan Satılmış, Fırat Coşkun, Ayşe Tokgöz Coşkun, Hasan Tarık Şen, İbrahim Eren Çakıroğlu, İbrahim Yıldız, İlknur Mersin, Mustafa Alper Oral, Osman Yengil, Salih Bayram Akıncı, Mustafa Özmen, Kenan Mengi, Tuba Günay Durmaz ve Sedat Alp de gözaltına alınmıştır. Bu avukatlardan Hakan Evcil ve Lider Tanrıkulu Antalya Barosu Yönetim Kurulu üyesidir.

9 Eylül 2016 tarihinde Av.Münip Ermiş'in gözaltına alınmasını protesto eden basın açıklaması yapan 25 avukat da İzmir Savcılığının kararı ile gözaltına alınmış , saatlerce gözaltında tutulup sonra salıverilmiştir.

Tüm bunlar Türkiye’deki bütün avukatların,  cezalandırılma, engellenme, aşağılanma ya da rahatsız edilme korkusu altında mesleki görevlerini yerine getiremediklerini açıkça göstermektedir.  Yaşananlar Birleşmiş Milletler Havana Kuralları-Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler belgesine ve bu belgenin özellikle avukatların görevlerini yerine getirirken sahip oldukları güvenceleri içeren 16, 20 ve 22. maddelerine aykırıdır.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 16:05 Devamını oku...
 

İfade ve Basın Hürriyeti Engellenemez.

e-Posta Yazdır PDF

Özgür Gündem gazetesi  İstanbul 8’inci Sulh Ceza Hakimliği’nin verdiği kararla 16 Ağustos 2016’da geçici olarak kapatıldı. Daha önce de defaatle kapatılan, saldırıya uğrayan ve yüzlerce çalışanı faili meçhul cinayetlere kurban giden gazete, yayın yapmaya devam etti. Bunların tamamı ve son kapatma olayı da dahil, bir gazeteyi susturmaya çalışmanın ya da kapatmanın etkili olmadığını bir çok kez göstermiştir. Demokrasinin olmazsa olmazlarından olan ifade hürriyeti ve basın yayın hürriyeti bu kararla bariz bir şekilde ihlal edilmiştir. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. Maddesi’nde belirtilen düşünceyi ifade hürriyetinin açık ihlali sayılan bu hukuktan yoksun karardan bir an önce vazgeçilmelidir. Hükümet cari OHAL sürecini daha önce hesaplaşmak istediği muhalifler sesler için bir fırsat olarak görmemelidir. Yine çoğulcu demokrasi ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bu OHAL süreci asıl alınma nedenin dışına çıkmadan bir an önce sona erdirilmelidir.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:43 Devamını oku...
 

Sivillere Yönelik Saldırılar Kabul Edilemez

e-Posta Yazdır PDF

Biz insan hakları savunucuları, 11 Ağustos’ta Diyarbakır’da PKK’nın bombalı araçla bir polis servis aracını hedef alarak gerçekleştirdiği ve sivil vatandaşlarla özellikle çocukların hayatını kaybettiği saldırının etkisini hala hissederken, 15 Ağustos’ta yine Diyarbakırda 5 polis ile biri bebek 2 sivil vatandaşın hayatını kaybettiği, 45 kişinin yaralandığı saldırıyı, 17 Ağustos’ta Van’da 3’ü sivil 5 kişinin öldüğü, 40 kişinin yaralandığı saldırı takip etti. 18 Ağustos’ta ise Elazığ’daki bombalı saldırıda 3 kişi öldü, aralarında çok sayıda sivilin de  bulunduğu 146 kişi yaralandı. Türkiye’yi kan gölüne çeviren bu saldırıların tümü bombalı araçla gerçekleştirildi ve yine tümü PKK tarafından üstlenildi. Diyarbakır, Van ve Elazığ halkına dayanışma duygularımızı gönderiyor, tüm zarar görenlerin ve yakınlarının acılarını paylaşıyoruz.
İnsan hayatının ve yaşam hakkının en yüce değer olduğu günümüzde, PKK’nın bu saldırıları Kürt sorununun barışçı çözümüne hiçbir katkı sağlamadığı gibi, saldırıların tümü büyük bir insan hakları ihlali niteliğindedir. Kamu görevlilerinin yanı sıra sivillere de zarar veren bu saldırılar, yalnızca insan hakları hukuku bakımından değil, Uluslararası Ceza Hukuku kapsamında değerlendirildiğinde savaş suçuna sebebiyet vermektedir. İHGD olarak, PKK’nın yaptığı saldırıları kınıyor, derhal silahları susturmaya, silahlı güçleri ülke sınırları dışına çıkarmaya ve Kürt sorununun barışçı çözümüne katkı vermeye davet ediyoruz.


İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:40
 

Demokrat Yargı Derneği yöneticisi, Diyarbakır Adliyesi Hakimi ve İnsan Hakları Savunucusu Muzaffer Şakar Serbest Bırakılmalıdır!

e-Posta Yazdır PDF

11 Ağustos 2016 tarihinde gözaltına alınan Demokrat Yargı Derneği yöneticisi ve Diyarbakır Adliyesi hâkimlerinden Muzaffer Şakar, insan hakları alanı ile ilgilenen tüm kurum ve kuruluşların yakından tanıdığı, insan hakları, özellikle adil yargılanma ve yargı organının sorunları alanındaki eserleri ile saygı toplamış, Türkiye İnsan Hakları Kurumu’nda raportörlük görevinde bulunmuş, tüm toplumsal kesimlerin haklarını savunan bir insan hakları savunucusudur. Şakar, darbe girişimini gerçekleştiren grubun yargı içindeki faaliyetlerini yıllardır gündeme getiren, meslek etiği ve ilkelerine bağlı bir hukukçudur. Bu faaliyetleri nedeniyle halen tutuklu bulunan iki adalet müfettişinin Muzaffer Şakar’ın sicilini haksız yere bozması üzerine, birinci sınıfa terfi etmesi dört yıl gecikmiştir. Müfettişlerin haksız sicil işlemlerine karşı yıllarca mücadele etmiştir. Başarılı bir hukukçu olmasına rağmen sürgün olarak görülen yerlere tayin edilmiş ve kendisine aktif görevler verilmemiştir. Yazdığı ve katkıda bulunduğu iki kitapla, yargı kurumu içindeki hukuk dışı uygulamaları ve cemaat örgütlenmesini 2010 yılından itibaren gündeme taşımıştır. Hiç kimse yargı içindeki usulsüzlük ve hukuksuzluklardan bahsetmez iken Şakar bu konuları cesaretle ele almıştır. Kendisine teşekkür edilmesi gerekirken gözaltına alınması, insan hakları kuruluşlarında büyük bir endişeye neden olmuştur. Şakar bir an önce serbest bırakılmalıdır. Haklarında soruşturma yapılan grup ya da gruplarla irtibatlı olduğunu ileri sürenler ortaya çıkarılmalıdır. Gerek Türkiye gerekse uluslararası alanda insan hakları kuruluşları, Şakar’ın gözaltı sürecini yakından izleyecek ve ortaya çıkabilecek insan hakları ihlallerini gündeme taşıyacaktır.

Helsinki Yurttaşlar Derneği (hYd)

İnsan Hakları Araştırmaları Derneği (İHAD)

İnsan Hakları Derneği (İHD)

İnsan Hakları Gündemi Derneği (İHGD)

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:38
 

Ortak Açıklama

e-Posta Yazdır PDF

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği,

İnsan Hakları Gündemi Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye

Ortak Açıklama

26 Temmuz 2016

15 Temmuz 2016 tarihinde girişilen, başarısız kalmakla birlikte toplumda ağır yaralar açılmasına yol açan darbe girişimini kınadığımızı, demokrasinin inkârı ve temel hak ve özgürlüklerin yok sayılması anlamına gelen tüm darbe ve darbe girişimlerine amasız, fakatsız ve ancaksız karşı olduğumuzu bir kez daha hatırlatmak isteriz.

Hükümet, darbe girişimini tam olarak bertaraf etmek ve gerçek suçluların cezalandırılabilmesini sağlamak için bir dizi tedbir alabilir ve almalıdır da. Ancak bu tedbirler, temel insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve hukukun üstünlüğü prensiplerini esas alan bir temele dayalı olmalıdır.

Türkiye, temel insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve hayata geçirilmesi bakımından yalnızca Anayasa’sında yer alan hükümler açısından değil aynı zamanda BM Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin tarafı olarak, bu sözleşmelerde yer alan hükümler açısından da yükümlülük altındadır. Olağanüstü tedbirler almak durumunda olan bir devlet, bu yükümlülüklerinin bir kısmında  bir azaltmaya gidebilir ancak bu azaltma, yaşam hakkı, işkence yasağı, köle ve kul halinde tutma yasağı, din, vicdan düşünce ve kanaat açıklamaya zorlanmama yasağı, cezaların yasallığı ve suç ve cezaların geriye yürütülemezliği hükümlerinde uygulanmaz. Ayrıca, açıkça yazılamasa da, her iki sözleşmede düzenlenen “adil yargılanma güvencelerihiç bir durumda, istisna tanımayan hakların korunmasını sınırlandıracak önlemlere tabi tutulamaz. Anayasada ve sözleşmelerde yer alan masumiyet karinesi dahil, adil yargılanma temel ilkelerinden sapma ise her durumda yasaklanmıştır.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:37 Devamını oku...
 

ORHAN KEMAL CENGİZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR

e-Posta Yazdır PDF

 İnsan Hakları Gündemi Derneği Eski Başkanı, İnsan Hakları Savunucusu, Arkadaşımız, Avukat,

 ORHAN KEMAL CENGİZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALIDIR.

21 Temmuz 2016 tarihinde İstanbul’da açıklanmayan bir nedenle  gözaltına alınan İnsan Hakları Savunucusu Orhan Kemal Cengiz’in  hangi gerekçeyle tutulduğunu bilmiyor ve durumundan endişe duyuyoruz.

Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde gecikmeye mahal vermeden derhal serbest bırakılmasını  talep ediyoruz. 

Helsinki Yurttaşlar Derneği,

İnsan Hakları Derneği, 

İnsan Hakları Gündemi Derneği,

İnsan Hakları Araştırmaları Derneği,

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi  

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:14
 

Darbeye ve Darbecilere Hayır!

e-Posta Yazdır PDF

Gerekçesi ne olursa olsun, darbeler hiçbir zaman çözüm olamaz. Dün gece, Türkiye’de askeri darbe girişimini yaşadık. Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup olduğu anlaşılan ve kendilerini “Yurtta Sulh Konseyi” olarak adlandıran kişiler tarafından gerçekleştirilen askeri darbe teşebbüsü sonrası, açıklanan rakamlara göre 41’i polis, 2’si asker ve geri kalanı sivil olduğu anlaşılan 161 kişi öldü. Darbeci askerlerden de yüzün üzerinde ölen olduğu anlaşılıyor. TBMM binası bombalandı. Binlerce insanımız da yaralandı. Şiddete başvurmadan, her türlü düşüncenin savunulup örgütlenebildiği, ifade ve basın özgürlüğünün tam olarak sağlandığı, anayasaya ve kuvvetler ayrılığı ilkesine bağlı, denetlenebilir, hesap verebilir, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına dayanan, seçimle gelinip yine seçimle gidilen, toplumsal huzur ve barış ortamının sağlandığı ve tüm kural ve kurumlarıyla işleyen demokrasinin her zaman yanındayız. Siyasi iktidarlardan her zaman rahatsızlık duyulabilir, ancak çözüm hiçbir zaman demokrasi dışı yöntemlerde, özellikle darbelerde aranmamalıdır.

Darbe girişiminde bulunanların,gözaltı koşullarının insan hakları sözleşmelerine uygun olması ve insanlıkdışı muameleye maruz bırakılmamaları , yaşam haklarının korunması ve  adil yargılanma ilkesi altında yargılanarak hak ettikleri cezayı almaları gereklidir,

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 16:01 Devamını oku...
 

Hurşit Külter nerede?

e-Posta Yazdır PDF

Gözlerinin içi gülen, gülünce yanaklarında goncalar açan genç bir adam. 27 Mayıstan beri kendisinden haber alınamıyor. Hurşit Külter, Demokratik Bölgeler Partisi Şırnak yöneticisi… Görgü tanıkları ve Özel Harekât polislerine ait sosyal medya hesapları Külter'in gözaltına alındığını söylüyor; devletin savcısı, bakanı, müsteşarı ise böyle bir kişi gözaltına alınmadı diyorlar… Ahmet Davutoğlu'nun, “Biz gidersek onlar gelir” diye bölge halkını korkuttuğu beyaz toroslar, o insan yiyen makineler, bu devletin en korkunç suçlarını hatırlatan o hayalet arabalar, geri dönmüş gibi görünüyorlar. “Kurdun dişine kan değdi” diye duvarlara yazan maskeli özel harekâtçılar, “Hepiniz Ermeni'siniz” diye gecenin karanlığına bağıran polisler, üzerine asit dökülmüş gibi un ufak olan mahalleler, sokaklar, o beyaz Torosların bölgeye döndüğünü muştuluyorlardı… Bir devletin yapabileceği en aşağılık işlerden birisi de, gözaltına aldığı insanları kaybetmektir. Bu aşağılık iş bu topraklarda yüzlerce, binlerce kez yapılmıştır. İçeride korkunç işkenceler yapılan insanların yakınları karakolun kapısına geldiğinde, öyle birisinin gözaltında olmadığı söylenmiştir. O gözaltına alınanlar zaten kaybedileceklerinden, sonradan lüzumsuz yere hesap vermemek için, defterlere adları yazılmaz; kayıtları tutulmaz… 

Son Güncelleme: Perşembe, 07 Temmuz 2016 10:50 Devamını oku...
 

Hak Savunucularını Rahat Bırakın!

e-Posta Yazdır PDF

TİHV Başkanı adli tıp uzmanı Prof.Dr.Şebnem Korur Fincancı, gazeteciler Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu Özgür Gündem nöbetlerine katıldıkları ve Özgür Gündem’le dayanıştıkları için tutuklanmışlardır. Bu tutuklama kararı hem basın özgürlüğü hakkının ihlali hem de hak savunucularına açık bir saldırıdır.

Uzun bir süredir AİHS’in 10. maddesinde düzenlenmiş olan basın özgürlüğü Özgür Gündem gazetesi açısından ihlal edilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarına göre:
-Hapis cezasına mahkumiyet
-
Tazminata mahkumiyet
-
Yayının ilgili sayılarının toplatılması
-
Yayının Dağıtımının Engellenmesi
-
Para Cezasına Mahkûmiyet
Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 19:35 Devamını oku...
 

İnsan Hakları Kuruluşları Soruyor: Hurşit Külter Nerede?

e-Posta Yazdır PDF

Aşağıda imzası bulunan kuruluşlar, 27 Mayıs 2016 tarihinden beri kendisinden haber alınamayan Hurşit Külter’in akıbeti ile birlikte yeniden uygulamaya konulduğu yönünde kuvvetli emareler bulunan ‘zorla kaybetme  politikası‘ konusunda Türkiye ve uluslararası kamuoyunu  duyarlı olmaya çağırıyor. Kürt sorununun çözümü konusunda müzakereci tutumun terkedilmesi ve geleneksel savaş konseptine geri dönülmesinin ardından arka arkaya ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve operasyonlar sırasında yaşanan ağır insan hakları ihlalleri ve artan kayıp haberleri endişe vericidir. Son olarak DBP Şırnak İl Yöneticisi Hurşit Külter 27 Mayıs 2016 tarihinden bu yana kayıptır. Külter’in babası oğlunun bu tarihte kendisini arayarak “şuan evde olduğunu, evin etrafının askerlerce sarıldığını, kendisini almaya geldiklerini, akıbetini araştırmalarını ve haklarını helal etmelerini” söylemiş ve hemen sonra iletişimin kesildiğini, oğlundan bir daha haber alamadığını ifade etmiştir. Bilindiği gibi bu operasyonlara katılan güvenlik görevlileri tarafından kullanıldığı düşünülen “BÖF@Tweet_Guneydogu”  mahreçli  twitter hesabında Hurşit Külter’in‘gözaltında olduğu’ yazılmıştır. Şırnak Valiliği, Şırnak Cumhuriyet Savcılığı ve Şırnak İl Emniyet Müdürlüğü Hurşit Külter’ in gözaltında olduğunu reddetmekte ve akıbeti konusunda başka hiçbir açıklayıcı bilgi vermemektedir. Hurşit Külter’in akıbetinin belirlenmesi, yaşamına yönelik bir tehlike varsa bertaraf edilmesi için gerekli önlemlerin alınması Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulusal ve uluslararası hukuk karşısında sorumluluğudur. Bir kişinin güvenlik görevlileri tarafından gözaltına alındığı, kendisinden bir daha haber alınamadığı, daha sonra kaybedildiği bir durum söz konusu ise devlet bu durumun nasıl gerçekleştiği konusunda mantıklı bir açıklama yapmak durumundadır.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 16:12 Devamını oku...
 

Yollar Yürümekle Aşınmaz

e-Posta Yazdır PDF

Önce Orlando-ABD’deki eşcinsellerin gittiği gece kulübüne yapılan ve açık bir nefret suçu olan saldırıya utanarak tanıklık ettik. Bu saldırı, yalnızca cinsel yönelimi ya da cinsiyet kimliğinden ötürü tüm dünyada zaten büyük bir risk altında olan LGBTİ hareketini hedef alan, tarihteki en ciddi ve en acı saldırılardan biriydi. Türkiye’de ise saldırın yansıması saldırının ciddiliğiyle oranlı olmadığı gibi, özellikle sosyal medyada saldırıyı iyi gören, hatta alkışlayan kimi insanlık dışı yorumlarla da karşılaştık. Bu olayın etkileri henüz atlatılmamışken, İstanbul’da her yıl planlı ve hukuka uygun şekilde Türkiye LGBTİ hareketi tarafından gerçekleştirilen Onur Yürüyüşü’nün çeşitli gruplarca tehdit edilerek engellenmeye çalışıldığını görüyoruz.

Karaman’a çocuklar cinsel olarak istismar edilirken, nefret cinayetleri önlenemez konumdayken, 2014 yılında toplam 24 trans bireyin, yani istatistiksel olarak 15 günde bir, bir trans bireyin öldürülüşü neredeyse hiç tepki toplamazken, Onur Yürüyüşü’nü dini değerlere saldırı olarak gören anlayışın samimiyeti kuşkuludur. Bütün dünyada her yıl Haziran ayının sonlarında düzenlenen bu yürüyüşün, son birkaç yıldır Ramazan ayına denk gelmesi bir tesadüfken, sanki Türkiye LGBTİ hareketi özellikle yürüyüş düzenlemek için Ramazan ayını seçip müslümanları rahatsız etmeyi amaçlamış gibi bir atmosfer yaratılması, huzur bozma maksadındaki kimi grupların kötü niyetinden başka bir şey değildir. 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 16:09 Devamını oku...
 

Türkiye, Suriye’den Gelen Mültecilere Kapılarını Açmalıdır

e-Posta Yazdır PDF

Suriye’de yaşanan çatışmalardan kaçan insanlar, 2011 Nisan ayından beri Türkiye dahil bölge ülkelerine sığınmaktadır. Krizin başlangıcında Türkiye, sınırlarına gelen mültecilere açık kapı politikası uygulayacağını açıklayarak uluslararası mülteci hukukunun temel bir gereğini yerine getireceğini beyan etmiştir. İltica ve göç alanında çalışan sivil toplum örgütlerinden oluşan Mülteci Hakları Koordinasyonu olarak, sayıları 2,6 milyonu bulan Suriyeli mültecinin, yaşadıkları pek çok sıkıntıya rağmen, Türkiye’ye sığınmış olmasının Türkiye’nin çok önemli bir sorumluluğu yerine getirdiğini gösterdiğini düşünmekteyiz. 

Ne var ki geçtiğimiz 5 yılda çeşitli gerekçelerle kesintilere uğrayarak ve seçici bir biçimde uygulanan açık kapı politikası, bugün yeni bir aşamaya gelen kriz ortamında yeniden tartışılması gereken bir durum oluşturmaktadır. Şu anda Türkiye’nin Suriye ile resmi geçiş noktalarının büyük çoğunluğu kapalıdır. Türkiye sadece ciddi yaralı insanların veya acil sağlık ihtiyacı olan kişilerin geçişine izin vermektedir. Kitlesel geçişlere ise, genellikle çatışmalar sınıra çok yaklaştığı durumlarda izin vermekte, aksi durumda sayıları binleri bulan kalabalıkların sınırın diğer tarafında bekletilmesini tercih etmektedir. Bu uygulama, Türkiye’ye geçmek isteyen Suriyelileri, kaçakçılar vasıtasıyla zorlu ve tehlikeli düzensiz geçişleri kullanmaya adeta mecbur bırakmaktadır. Kaçakçılar aracılığıyla sınırı düzensiz yollarla geçmeye çalışan, aralarında çocukların da bulunduğu sivillere yönelik güvenlik güçlerinin ateş açtıkları, ölüm ve yaralanmalarla sonuçlanan vakaların olduğu rapor edilmektedir. Son dönemde Halep kırsalına yönelik yoğun bombardımandan kaçan, aralarında acil tıbbi bakım ihtiyacı olan yaralı sivillerin de olduğu on binlerce kişinin Türkiye’ye girmelerine izin verilmemektedir. Halep’in kuzeyinde sıkışan mültecilerden bir kısmının Afrin kentine sığındıkları, bir kısmının ise Azez ve Kilis arasında kurulu, ciddi güvenlik riski olan 8 ayrı mülteci kampında barındıkları belirtilmektedir. Türkiye, Suriye'deki çatışmadan kaçan özellikle evlerinde, hastanelerde ve okullarda günlük hava saldırılarının hedefi olan yaralı ve hasta sivillere Öncüpınar Sınır Kapısı’nı açmalıdır.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 16:08 Devamını oku...
 

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ

e-Posta Yazdır PDF

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği,

İnsan Hakları Araştırmaları Derneği, İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği, ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı,

Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi

 

 

ORTAK AÇIKLAMA

17 Şubat 2016, Ankara

 

TÜRKİYE İNSAN HAKLARI VE EŞİTLİK KURUMU KANUNU TASARISI HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİMİZ

 

11 Ocak 2016 tarihinde gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası “Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun kurulması” hakkındaki kararın basınla paylaşılması sonrasında görüşlerimizi kamuoyuyla 18 Ocak 2016 tarihli notumuzla paylaştık1. Gelinen aşamada Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde olan ve İnsan Hakları Komisyonunda görüşülecek olan Tasarıya ilişkin görüşlerimizi bu ülkenin insan haklarının korunmasını mesele etmiş örgütleri olarak aşağıda paylaşıyoruz:

 

I. Zorunlu Hatırlatma:

 

1. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’nun 3 Mart 1992 tarihli 1992/54 sayılı ve BM Genel Kurulu’nun 20 Aralık 1993 tarihli 48/134 sayılı kararlarıyla kabul edilmiş olan ve “Paris İlkeleri” olarak nitelendirilen “İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması İçin Kurulan Ulusal Kurumların Statüsüne İlişkin İlkeler” bu alanda en genel ve asgari standartları temsil etmektedir.

 

2. Bu asgari standartlar gereği 21 Haziran 2012 tarihli ve 6332 sayılı Kanunla kurulan Türkiye İnsan Hakları Kurumunun (TİHK), insan haklarının geliştirilmesi ve korunması amacıyla inşa edilen Ulusal İnsan Hakları Kurumlarının sahip olması gereken nitelikleri, yetki ve görevleri göz önünde bulundurarak kaygılarımızı ayrıntılı olarak kamuoyu ile paylaşıldı2. Ancak kuruluş felsefesine aykırı olarak tüm sivil toplumun itirazına rağmen yürürlüğe girmişti.

3. AB Komisyonunun Türkiye İlerleme Raporlarında TİHK’in Paris Prensipleri gereği yapısal koşullarındaki eksiklikler kayıt altına alınmış3, bağımsız olmaması eleştirilmiştir4. Yanı sıra, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri Nils Muiznieks’in  26 Kasım 2013 tarihli Türkiye Ziyaret Raporunda “bu kurumun Paris İlkeleriyle uyumunun sağlanabilmesi için kurumun yasal dayanağının daha kapsamlı bir biçimde gözden geçirilmesinin gerekli olduğu” ifade edilmiştir5.

4. Hukuk Dışı, Keyfi ve Yargısız İnfazlar Özel Raportörü Christof Heyns 16 Mart 2013 tarihli Raporunda “bağımsızlık, üyelerinin seçim usulleri, sivil toplumun katkı sunmasının kısıtlanması” doğrultusundaki kaygıların “gelecekteki Kurumun bağımsızlığının sağlanmasına gölge düşürdüğünü” ifade etmiş ve “kurumun etkili bir biçimde işlemesinin ve soruşturma yetkilerini tam anlamıyla yerine getirebilmesinin sağlanması” için Yasanın gözden geçirilmesini tavsiye etmiştir6. Benzer şekilde 2015 tarihli raporunda da “halen yapısal ve finansal bağımsızlığını sağlamaya dönük yasal bir değişikliğin gerçekleştirilmediğinin” altını çizmiştir7.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:43 Devamını oku...
 

18 Ocak

e-Posta Yazdır PDF
Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kurulması ile 
Kurumsallaşmasına Tamamen Araçsal Bakılıyor !
İlgili Hükümet Açıklaması: İnsan Hakları Kurumsallaşmasına Tamamen Araçsal Bakılıyor !
 
18 Ocak 2015
 
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, 11 Ocak 2016 tarihinde gerçekleştirilen Bakanlar Kurulu toplantısında gündemlerinde olan“Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'nun kurulması” hakkındaki kararlarını basınla paylamıştır. Kurumun, bir “paket” içinde görüşüldüğünü ifade eden Hükümet Sözcüsü ,“vize muafiyeti koşulu”  olarak tasarlanan bu kurumun “işkenceyi önlemek” amacıyla birlikte “kamu ve özel sektörün içerisinde karşılaşılabilecek ekonomik ve sosyal haklara erişimdeki ayrımcılığa dayalı olası hak ihlallerine karşı” kurulacağını; ve asla “yasama, yürütme ve yargıya müdahale etmeyecek” nitelikte olacağını belirtmiştir.. “Detaylı bir çalışmaya son şeklinin verildiği” ve “önümüzdeki günlerde TBMM'ne gönderileceği” belirtilen böyle bir çalışma bugüne kadar kamuoyu ile hiçbir şekilde paylaşılmadığı için tasarının içeriği tarafımızca bilinmemektedir. Bu nedenle Hükümet Sözcüsünün sadece “Türkiye için hayırlı uğurlu olması” temennisi ile son bulan bu açıklaması ile ilgili “hayırlı uğurlu” dileğinin,  neden “hayırlı olamayacağına” dair görüşlerimizi bugün kamuoyu ile paylaşıyoruz:
 
1. “İnsan Haklarının Geliştirilmesi ve Korunması için Kurulan Ulusal Kurumların Statüsüne İlişkin İlkeler (Paris İlkeleri)” gereği bu Kurumların hazırlık süreçlerinde sivil toplumun katılımını zorunlu kılmaktadır. Böylece devletin kendi eylemlerinin denetim sorumluluğunu yine Paris İlkelerinde açıkça ifade edildiği üzere “yapısal, işlevsel ve mali açıdan bağımsızlığı garanti altına alınmış” bir Kuruma devretmesi öngörülmektedir. Bu nedenle sivil toplum, bu bağımsızlığın sağlanmasının garantörü olarak hazırlık sürecinin zorunlu unsuru olarak konumlandırılmaktadır. Dolayısıyla, sivil toplumu hazırlık sürecine hiçbir şekilde dahil etmemek daha en başından bu yeni kurumun geçersizliğini ilan etmek anlamına gelmektedir. 
 
2.   İnsan Hakları Kurumunun felsefesinde, yasama, yürütme ve yargı erklerinin insan haklarına aykırı eylemlerinin önlenmesi için müdahaleci bir sıfatı olduğu gibi, ihlallerin giderilmesi açısından da koruyucu bir pozisyonu mevcuttur. Kurulacağı ilan edilen Kurumla ilgili Hükümet Sözcüsü’nün açıklamaları, zaten halen mevcut olan ve hiçbir şekilde insan haklarının korunmasında bir ağırlık teşkil etmeyen kurumlardan farklı bir işlev üstlenilmeyeceğinin kabulü anlamına gelmektedir. Ayrıca, insan haklarının korunmasında ve geliştirilmesinde daha da zarar verici bir yapının oluşturulacağı endişesini doğurmaktadır. 
Son Güncelleme: Cuma, 17 Şubat 2017 22:56 Devamını oku...
 


Sayfa 2 > 11

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.