localhost

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
Reklam
English (United Kingdom)

Ankara Garı Srebrenica’dır

e-Posta Yazdır PDF
Dünyanın en ağır suçları onları masum gösteren, yapılanı muğlaklaştıran bir iklim içinde işlenir.

Küçük bir kızın ırzına geçmek için sıraya geçmiş kasabanın ileri gelenleri; Nazi kampında kendisine verilen emirleri yerine getiren subay; darbecilerin emri altında ölümüne işkence yapan polis için o anda yaptıkları şey alelade bir şeydir.
Devamını oku...
 

Ankara katliamı neden çözülemeyecek?

e-Posta Yazdır PDF
Neden çözülemeyecekAnkara katliamı biliyor musunuz?

Bu ülke, 49 vatandaşınıMusul’da IŞİD’e nasıl rehine verdiğiyle asla hesaplaşmadığı için...

Kafa kesicilere silah ve mühimmat gönderenler değil de onları soruşturanlar içeri tıkıldığı için...
Devamını oku...
 

Tahir Elçi Yalnız Değildir

e-Posta Yazdır PDF

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Diyarbakır Barosu Başkanı Av.Tahir Elçi hakkında"terör örgütü propagandası yapmak" iddiasıyla "resen" soruşturma başlatmıştır. Soruşturma derneğimiz üyesi olan Tahir Elçi nin 14.10.2015 tarihinde CNN Türk kanalında yayınlanan sayın Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programında, canlı yayında yaptığı konuşmaya dayanmaktadır. Ayrıca özellikle tweetterdan olmak üzere sosyal medya üzerinden Tahir Elçi’ye karşı ölümle tehditi de içeren bir linç kampanyası başlatılmıştır. 
Biz İHGD olarak, öncelikle Tahir Elçi’nin 1990'lardan bu yana Türkiye insan hakları hareketine yaptığı katkıya dikkat çekerek, kendisine karşı yürütülen linç kampanyası ve savcılık soruşturmasının ifade özgürlüğü hakkının ihlali olduğunu belirtmek isteriz. İster katılalım, ister katılmayalım, Tahir Elçi’nin şiddet içermeyen ve şiddet çağrısı yapmayan sözleri gerek hukukumuz gerek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi doğrultusunda ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu ülke için çok önemli bir insan hakları savunucusu olan Tahir Elçi yalnız değildir. 
Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:52 Devamını oku...
 

Ankara Saldırısını Kınıyoruz!

e-Posta Yazdır PDF

Cumhuriyet tarihinin en büyük terör saldırılarından birini, Ankara’da emek örgütlerinin düzenlediği Barış Mitingi sırasında yaşadık. 1 Kasım seçimlerine yaklaşık yirmi gün kala patlayan bombalarla otuzdan fazla vatandaşımız hayatını kaybetti, yüzlerce vatandaşımız da yaralandı. İnsan hakları adına sözün bittiği yerdeyiz. Doğrudan yaşam hakkına yönelen böylesi acımasız bir saldırı karşısında tüm vatandaşlarımızı barış kavramı etrafında birleşmeye, yetkilileri etkili bir soruşturma yürütmeye ve sorumluları ortaya çıkartmaya davet ediyor, saldırıları kınıyoruz. Kendi muhalifleri de dahil olmak üzere, Türkiye’de yaşayan herkesin can güvenliğinden siyasi iktidar sorumludur. Bu mükellefiyeti yerine getiremeyenlerin sorumluluk üstlenmeleri ve hesap vermeleri gereklidir.

 İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:08 Devamını oku...
 

Bülent Keneş ve özgür medya yalnız değildir

e-Posta Yazdır PDF

Önce Türkiye’nin en büyük televizyon platformu tarafından, bu platformdan yayınlanan yedi farklı muhalif TV kanalının çıkarıldığını öğrendik. Özgür seçimleri etkilemek ve bu ülkede yaşayan insanların seçim öncesi tek yanlı bilgilenmeleri adına alındığına inandığımız bu karar hukuka aykırıdır. Daha sonra ise Türkiye’de yayınlanan ve en çok satan İngilizce gazete olan Today’s Zaman gazetesi genel yayın yönetmeni Bülent Keneş’in, eleştirel Tweetler paylaştığı ve paylaşmaya devam ettiği gerekçesiyle tutuklandığını üzülerek izledik.

Özgür medyaya yönelen bu tehdit, sınırlama ve saldırılar, demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti kavramlarına her zamankinden daha fazla sarılmamızı gerektirmektedir. Başta anayasa olmak üzere Türkiye’nin taraf olduğu tüm uluslararası anlaşmalara ters düşen bu uygulamalar, ülkemiz demokrasisi ve medya özgürlüğü açısından yeni bir kara leke olarak tarihteki yerini alacaktır. Temel hak ve özgürlükler bağlamında kabul edilemez olan bu uygulamaya karşı çıkmak, bu ülkenin aklı başında tüm yurttaşlarına düşen bir görevdir. Çağ dışı, hukuk dışı bu uygulamaları şiddetle kınıyor ve basın özgürlüğüne sahip çıkma kararlılığında olduğumuzu yineliyoruz.

 İHGD Yönetim Kurulu

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 22:58
 

Siz ne yapardınız?

e-Posta Yazdır PDF

Duyarsızlığa, acımasızlığa, kötülük görmeye öylesine alıştık ki... İnsanın iyi tarafını gördüğümüzde, insanlıkla karşılaştığımızda, hangi duyguları hissedeceğimizi şaşırıyoruz.
Ölen ve çok sevdiğimiz bir yakınımızın bize yazdığı ama hiçbir zaman elimize geçmemiş bir mektubunu seneler sonra okumuş gibi oluyoruz. Aşina ama yitirilmiş bir parçamızla karşılaşmış gibi, tarifi zor duygulara kapılıyoruz. Bir süper markette genç bir kadın, çocuğuna alt bezi ve birkaç parça bir şeyler alıyor. Kredi kartını makineye sokan kasiyer, kötü haberi veriyor genç kadına: “Bakiyeniz yetersiz” diyor. Bir daha deneyin diyor genç kadın, bir kere daha deneniyor. Ama işte para yok o kartta... Kadının arkasındaki kuyrukta dizili erkeklerin önünde gururunun kırılmaya başladığını görüyoruz. Elindekileri bırakıp gidemiyor, hıçkırıklar arasında söylediklerinden, evde yalnız bırakıp geldiği küçük bir bebeği olduğunu anlıyoruz. Kendiyle, kasiyerle, dünyayla çaresiz bir şekilde pazarlık yapıyor genç kadın... Gidip daha ucuz bir alt bezi alayım diyor... Bunları alayım, parasını sonra getireyim diyor... 

Devamını oku...
 

Barışa Çağrı Yeniden

e-Posta Yazdır PDF

2013 yılının hemen başından itibaren yaşanan çatışmasızlık hali, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülebileceğine dair beklenti ve inancı güçlendirmiş; Türkiye toplumuna büyük bir rahatlama getirmiş ve insanlar geleceğe umutla bakar hale gelmişti.Türkiye’nin çatışmalara/anlaşmazlıklara neden olan anayasal ve yasal sisteminin değişmesi ve demokratik sistemin inşa edilmesi gerektiği, sorunların sistemden kaynaklandığı konusunda bir mutabakat oluşmuştu. 2013 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Akil İnsanlar Heyeti’nin Türkiye’nin bütün bölgelerinde yaptıkları incelemeler ve toplumla kurdukları temaslarda da ağırlıkla bu doğrultuda görüşler ortaya çıkmıştı.Ne yazık ki,  çatışmasızlık halinin oluşturduğu olumlu iklim henüz barışa evrilmemişken, son günlerde, Temmuz 2015 başından itibaren yeniden çatışmalı bir döneme girilmiştir. Çatışmaların yeniden başlamasından, çatışma ve bombalardan asker, polis, korucu, gerilla, kadın, çocuk çeşitli dünya görüşü, yaş, cinsiyet ve etnik köken ya da dinsel inanç grubundan sivil insanların yaşamlarını yitirmesinden ve yitirmekte oluşundan, doğal hayat alanlarının tahribatından derin üzüntü duymaktayız.Biz insan hakları örgütleri; barışı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde vurgulandığı gibi, insan hakları ve özgürlüklerinin tanındığı, yaşandığı ve korunduğu bir durum/düzen olarak kavrıyoruz. Bildirgenin 25.maddesinde vurgulandığı gibi, bu bildirgede yer alan haklara ve özgürlüklere dayalı ulusal ve uluslararası düzene sahip olmayı, dini, dili, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun herkes için insan hakkı olarak görüyoruz.

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:56 Devamını oku...
 

Barışa Çağrı

e-Posta Yazdır PDF

Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Araştırmaları Derneği,

İnsan Hakları Gündemi Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı

ORTAK AÇIKLAMASI

 

Barışa Çağrı

18 Ağustos 2015, Ankara

 

2013 yılının hemen başından itibaren yaşanan çatışmasızlık hali, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülebileceğine dair beklenti ve inancı güçlendirmiş; Türkiye toplumuna büyük bir rahatlama getirmiş ve insanlar geleceğe umutla bakar hale gelmişti.

 

Türkiye’nin çatışmalara/anlaşmazlıklara neden olan anayasal ve yasal sisteminin değişmesi ve demokratik sistemin inşa edilmesi gerektiği, sorunların sistemden kaynaklandığı konusunda bir mutabakat oluşmuştu. 2013 yılının Mayıs ve Haziran aylarında Akil İnsanlar Heyeti’nin Türkiye’nin bütün bölgelerinde yaptıkları incelemeler ve toplumla kurdukları temaslarda da ağırlıkla bu doğrultuda görüşler ortaya çıkmıştı.

 

Ne yazık ki, çatışmasızlık halinin oluşturduğu olumlu iklim henüz barışa evrilmemişken, son günlerde, Temmuz 2015 başından itibaren yeniden çatışmalı bir döneme girilmiştir. Çatışmaların yeniden başlamasından, çatışma ve bombalardan asker, polis, korucu, gerilla, kadın, çocuk çeşitli dünya görüşü, yaş, cinsiyet ve etnik köken ya da dinsel inanç grubundan sivil insanların yaşamlarını yitirmesinden ve yitirmekte oluşundan, doğal hayat alanlarının tahribatından derin üzüntü duymaktayız.

 

Biz insan hakları örgütleri; barışı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde vurgulandığı gibi, insan hakları ve özgürlüklerinin tanındığı, yaşandığı ve korunduğu bir durum/düzen olarak kavrıyoruz. Bildirgenin 25.maddesinde vurgulandığı gibi, bu bildirgede yer alan haklara ve özgürlüklere dayalı ulusal ve uluslararası düzene sahip olmayı, dini, dili, etnik kökeni, cinsiyeti, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi ne olursa olsun herkes için insan hakkı olarak görüyoruz.

 

Bu bağlamda, silahlı çatışma ya da savaş koşulları yaşanmadan ve zor ve şiddet araçlarına başvurmadan bütün sorunların barışçıl ve demokratik yol ve yöntemlerle, araçlarla çözülmesi gerektiğine dair ilkesel duruşumuzu açıklıyoruz. Bu süreçte yaşanabilecek güvenlik sorunları olur ise buna ancak evrensel hukuk ilkeleri ve temel insan hakları gözetilerek müdahale edilebileceğinin de altını çizmek isteriz.

 

Bu çözüm araçlarının başlangıç noktası ve temelini diyalog ve müzakere oluşturur. Formatları değişik olabilir ama tarafların konuşmaları, tartışmaları ve anlaşmazlık olduğunda da tekrar silaha, şiddete başvurmamaları esastır. O nedenle tarafları derhal diyaloğa, temasa, müzakereye davet ediyoruz.

 

Diyalog ve müzakerelerin hedefinde silahsızlanma konusu da dahil olmak üzere bütün sorunlar olabilir. Kesinlikle şiddete, silaha yol açılmamalıdır. Barışçıl usul ve mekanizmalar, dünya deneyimlerinden de yararlanılarak (üçüncü göz, izleme heyetleri, hakikat komisyonları, gibi) oluşturulmalı kadınların sürece katılımı güvence altına alınmalıdır.

 

Medyaya, siyasi partilere ve toplumun çeşitli kesimlerine de barış dilini kullanmaları, nefret söylemine, ayrımcılığa, savaş kışkırtıcılığı diline son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

 

Siyaset kurumunu barışa odaklanmaya davet ediyoruz.

 

Sağlık çalışanlarına yönelik iç hukuka ve insancıl hukuk ilkelerine aykırı yaklaşım ve uygulamalara son verilmelidir. Sağlık çalışanlarının olağanüstü koşullarda yaptıkları çalışma ve verdikleri hizmetler nedeniyle (savaş, iç çatışmalar ve diğer olağanüstü durumlarda) soruşturmaya tabi tutulma, fiili engelleme ve benzeri insan hakları ilkelerine aykırı muamelelere uğratılmalarına son verilmesi çağrısında bulunuyoruz.

 

Gerek hakikati bilme hakkı çerçevesinde medyanın, gerekse yaşam ve sağlık hakkı çerçevesinde sağlık çalışanlarının ulusalüstü insan hakları belgelerinde yer alan haklarına saygı göstermeye davet ediyoruz.

 

Demokratik kamuoyunu ve sivil toplum kuruluşlarını savaşın, silahlı çatışmaların sona ermesi ve barışın tesisi için inisiyatif almaya davet ediyoruz.

 

YAŞASIN BARIŞ!

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:00
 

TBMM’YE AÇIK DAVETTİR

e-Posta Yazdır PDF

İÇ GÜVENLİK PAKETİ ZATEN AZ OLAN ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ DE YOKEDECEK

Son dönemde TBMM 'nden geçmek üzere olan ve ülkemiz kamuoyunca "İç Güvenlik Paketi" olarak bilinen; Polis Vazifesi ve Salahiyetleri Kanunu (PVSK) ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Tasarısı, aşağıdaki kanunlarda temel bazı değişiklikler yapacaktır.

  • 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu,
  • 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu,
  • 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu,
  • 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu,
  • 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu 
  • Kararname yasalaştığı takdirde;Kararname, sunulduğu haliyle kabul edildiği ve yasalaştığı takdirde Türkiye’nin de taraf olduğu ve iç hukuk hükmünde olan başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmei (AİHS) olmak üzere uluslarası insan hakları sözleşmelerinin ihlaline neden olacaktır.
Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:54 Devamını oku...
 

1915’i neden konuşamıyoruz?

e-Posta Yazdır PDF

Doğrudur, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İsviçre'yi mahkûm etti. İsviçre’nin, “Ermeni soykırımı uluslararası bir yalandır” dediği için Doğu Perinçek’e hapis cezası vermesini ifade hürriyeti ihlali kabul etti.
Dün bu davanın temyiz başvurusu görüşüldü AİHM büyük dairede... Bence karar değişmeyecek, AİHM önceki kararını tekrar edecek... Peki buradan ne sonuç çıkarmalıyız? Bazılarının zannettiği gibiErmeni soykırımı üzerine tartışma bitmiştir ve bu da AİHM kararıyla tescil edilmiştir mi demeliyiz? Peki aynı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Türkiye’deErmeni soykırımı vardır dedikleri için insanların ceza davalarına maruz kalmalarını mahkum etmesine ne diyelim? Taner Akçam’ın Türkiye'yi mahkum ettirdiği kararı ne yapalım? Sorun nerede biliyor musunuz?

Devamını oku...
 

Barışı Anımsama

e-Posta Yazdır PDF

Hitler faşizminin Polonya’yı işgal etmesiyle başlayan kanlı İkinci Dünya Savaşı’nın başlangıcı olan 1 Eylül 1939 tarihi daha sonra eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri 1 Eylül’ü ‘Dünya Barış Günü’ olarak kabul etmiştir. Bu günün verdiği ilk mesajlardan bir tanesi insanlık birikiminin savaş gibi, çağdaşlık açısından gayri medeni, uluslar arası hukuk açısından suç, ahlaken ayıp ve dinen günah olan bir olguyu aşmış olduğunun göstergesidir. Buna rağmen ülkemizde yaklaşık otuz yıldır süren, savaş terminolojisiyle söyleyecek olursak düşük yoğunluklu bir savaş süregelmiştir. İşte biz Türkiyeli haklar olarak yukarda bahsi geçen gayri medeni, suç, ayıp ve günah sayılan bir olgunun kimi yerde mağduru, kimi yerde bilerek veya bilmeyerek faili olmaktan kendimizi alamıyoruz. Yıllardır süren bu savaştan nasibini ya da payını almayan kaç kişi kalmıştır? Sanırım rahatlıkla söyleyebiliriz ki bu süreçten etkilenmeyen hemen hemen hiç kimse yoktur. Böylesine ulusal ve bölgesel düzeyde büyük insan kitlelerini olumsuz etkileyen bir savaşın son bulması konusunda asgari vicdana sahip olan herkes mutabıktır.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:38 Devamını oku...
 

Suriyeillere Saldırılar Kaygı Verici

e-Posta Yazdır PDF

Suriyeli mültecilerin statüsü ile haklarını belirleyecek mevzuat bir an evvel çıkarılmalı! 

Sivil toplum kuruluşları olarak başta Gaziantep olmak üzere bazı şehirlerde son günlerde Suriyeli mültecilere yönelik meydana gelen saldırılar ile linç girişimlerini endişe ile izliyoruz. Ülkelerindeki savaştan, bombalardan kaçarak Türkiye’ye sığınan 2 milyona yakın Suriyeli mültecinin güvenliklerinin sağlanması için en kısa zamanda aşağıdaki konuların yerine getirilmesi görüşündeyiz:

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:52 Devamını oku...
 

TÜRKİYE EVRENSEL HUKUKUN NERESİNDE?

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye adım adım evrensel hukukun dayanaklarından uzaklaşmaktadır.Bu doğrultuda;

erkler ayrılığı ilkesine uyulmadığı, yargı bağımsızlığı örselendiği için temel hak ve özgürlükler tehlikeye düşmüş bulunmaktadır.

Bu açmazdan kurtulmak için her şeyden önce toplumumuzda yüksek adalet ve ahlak değerlerine ilişkin bilinç gelişmeli ve buna herkes uymalı, katkı sunmalı; eğitim ve öğretimde felsefe, sosyoloji, tarih, psikoloji gibi sosyal bilimlere ağırlık verilmelidir.

Bu bağlamda, yukarıda adı geçen kurumların ortak çalışması ile düzenlenen Evrensel Hukuk Forumu katılımcıları olarak aşağıdaki öneriler dile getirilmiştir:

 

  

1.      Evrensel hukukun en temel iki ilkesi erkler ayrılığı ve devlet otoritesine karşı bireylerinhak ve hürriyetleri korunmalıdır.

2.     Yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının sağlanması için siyasal yorumlardan ve müdahalelerden kaçınılmalı, yargılamada iddia, savunma ve karar üçlüsü arasındaki duyarlı dengeye uyulmalıdır. 

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:36 Devamını oku...
 

Türkiye, Orta Doğu’ya Bir Mesaj Verebilir…

e-Posta Yazdır PDF

Bugün, dünyada cezasızlığın sona erdirilmesi için kurulan sistemin 16. yıldönümü kutlanıyor ve Türkiye bu sistemin dışında kalmaya devam ediyor.

139 devletin imzaladığı, 122 devletin taraf olduğu Roma Statüsü ile kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM), soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçunun takibi konusunda, giderek güçlenen bir uluslararası ceza hukuku mekanizması olarak varlığını hissettirirken Türkiye, UCM’nin dışında kalan birkaç devletten biri olmaya devam ediyor. AB üyesi ve adayları arasında, Türkiye dışında Statüye taraf olmayan başka ülke yoktur. Avrupa Konseyi’ne üye 46 ülkeden Türkiye ve Azerbaycan dışındakilerin tümü Statü’yü imzalamışlar, bunlardan da Ermenistan, Moldova, Monako, Rusya ve Ukrayna dışındakiler onaylayarak taraf olmuşlardır. ABD, Rusya, Çin, İsrail ve İran’ın UCM’ye taraf olmama konusundaki dünyada nadir görülen işbirliğine iştirak etmektense, Türkiye, medeni devletlerin yanında yer almalı ve UCM’yi kuran Roma Statüsü’ne taraf olmalıdır.

Son Güncelleme: Çarşamba, 08 Şubat 2017 23:31 Devamını oku...
 

Koca Kulak İş Başında!

e-Posta Yazdır PDF

Sosyal medya sitelerini hukuki yollarla engelleyemeyen hükümetimizin, bunu bilgisayar korsanlarının kullandığı yöntemlerle gerçekleştirmek için adımlar attığı medyaya yansımaktadır. İnternet Servis Saylayıcılar (ISS)’ler tarafından hayata geçirilecek bu sistem, bilgisayarda kullanıcının yaptığı her işlem ile site arasına böcek gibi girilip tüm işlemleri anında görme, istenirse geri alma ya da engelleme esasına dayanmaktadır. Hükümetin Telekominikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) eliyle bu talebi gerçekleşirse, sadece youtube ya da twitter gibi internet siteleri değil, kredi kartı bilgileri, ticari sırlar ve herkesin özel yazışmaları Devlet denetimine açık hale gelecektir. Bu durum iletişim hakkı ve özel hayatın gizliliği başta olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasanın ilgili tüm hükümlerine aykırıdır. Bu sebeple, idareyi açıklanan yöntemden vazgeçmeye ve  evrensel insan hakları standartlarına uymaya, bir kez daha davet ediyoruz.

İHGD Yönetim Kurulu

 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:51
 

Şuyuu Vukuundan Beter!

e-Posta Yazdır PDF

Türkiye’de son zamanlarda bir hukuk devletinde inanılmayacak, ancak diktatörlüklerde karşılaşılacak eylem ve işlemlere tanık olmaktayız. Bunların en sonuncusuna bugün tanık olduk. Hükümetin belli grupları yok etmek amacıyla delil üretilmesini de içeren hukuka aykırı eylem ve işlemleri, bizzat önceki İçişleri Bakanı eliyle Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi olarak getirildi. İçişleri Bakanlığı tarafından “çok gizli yürütülen bir eylem planı” çerçevesinde silahlı örgüt iddiasında bulunabilmek için belli gruplara yönelik, özellikle Hrant Dink, Rahip Santoro, Danıştay cinayetleri ve Zirve Yayınevi katliamı başta olmak üzere faili belli siyasi cinayetlerin bu grupların üzerine yıkılmasının amaçlandığı medyada yer almıştır. Bu durum, ülkemizde hukukun bittiği anlamına gelmektedir. Ne yazık ki, 28 Şubat sürecinde dahi örneği görülmeyen bir şekilde, her türlü delil uydurarak belli bir grubun yok edilmeye çalışılması, insan hakları hukukuna aykırıdır. 28 Şubat sürecinin dahi gerisine düştüğümüz bugünlerde rehber, yalnızca insan hak ve hürriyetlerine bağlı bir yönetim düşüncesi olmalıdır. Bu nedenle, her türlü suç iddiası karşısında, kurum ve bireylerin adil yargılanma hakkına uygun   şekilde yargılanmasına, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında evrensel ceza hukuku standartlarına uyulmasına, delil üretilmesini de içerecek şekilde her türlü hukuk ihlalinin Türkiye’yi bir polis devletine dönüştürmede atılan adım olacağına bir kez daha dikkat çekiyoruz.   

 Kamuoyuna saygıyla sunarız.

İHGD Yönetim Kurulu

 

 

 

Son Güncelleme: Perşembe, 09 Şubat 2017 15:49
 


Sayfa 3 > 11

E-Mail Listesi

Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta listemize üye olun.